Babamın Hikayeleri: Aklı Ermez

Babamın Hikayeleri artık şu adreste: Babamınhikayeleri.wordpress.com

1960lı yıllar, Koç oğlu Ali Ağa köyün hali vakti iyi olanlarından; köy iyi de içme suyu yok, su şehirden gelecek, perşembe günü pazar dönüşünde römorkla Akçeşmeden getirilecek. Su yok ama köylü Emirdağı’nın göl tarafındaki büyük tarlalar sebebiyle burayı bekliyor. Toprak arzullahi vasia, nadas ettin mi veriyor, bir yıl ekim bir yıl nadas, su gübre istemez, buğday arpadan başkasını ekmezler, hüdayi nabit, yağmur yağdı mı bire otuz; eksik düşerse verim azalır. Yıl harmansız olmaz, her yıl hasat, yalnız takib edilecek…
Ali Ağa hasılata güveniyor, parasına sahip, kazanmaya gitmeyecek parası koynunda. Köydeki emlake dokunmuyor, ev avlu tarla tapan duruyor, şehirde düzen kuruyor. Para var ya; ev ucuz, dükkan ucuz… Çarşıya yakın mahalleden eski bir büyük ev alıyor. Bedesten içinden bir küçük manifaturacı dükkanı devralıyor, şehire yerleşiyor. Manifatura be basma havlu, dert olmaz, akmaz kokmaz bozulmaz. Yarım metre kalsa satarsın, bugün satılmazsa yarın satılır. Mal kıymetli sarı lira…
Şehire yerleşiyor da iddiası yok, at olup ta kuyruk mu savurtacak, eve yerleşmiş, dükkana oturmuş. Kimi ziyarete geliyor kimi hacete geliyor. Çocuklar hizmete koşuyor, geleni kapıdan karşılıyorlar, hizmet ediyorlar. Gönlünü hoş ediyorlar uğurluyorlar… Çarşı mektep yetiştiriyor, esnaf görgülü, çocuklara katkısı oluyor. Birinci yerine Yenice sigarası içiyorlar, tatil günü fırına et veriyorlar, artık Kırı’nın kahveye gitmiyorlar Esnaf Kahvesine çıkıyorlar. Çarşı ile bütünleşiyorlar. Dükkan canlı, dostlar alışverişte görüyor. Yandaki terzi:
– Ali Ağa iyi de, sen bu dükkandan ne kadar curu (ciro) bekliyorsun? İşte efendim olmaz ya ciro şu olsa yüzde şu kadar kar… Kar bu da çarşının kendine göre masrafı var, peşini veresisi var,
diyor, burası küçük muhit, kar da işte bu kadar ne yapacaksın şimdi demeye getiriyor. Ali Ağa:
– Ben dükkan açtım, esnaf oldum sadıcım. Çocuklar kepenk kaldırıyorlar. Çarşıya girdik. Senin dediğin gibi maliye götürü alıyor. Muhasebeciye veriyoruz. Belediye makbuz kesiyor. Biz yine kar umuyoruz. Gelirimiz de var. İnşallah iyi olur diyor meseleyi kapatıyor.
Esnaf arada mal tedariki için gidiyorlar ya.. Bunlar da konuşmuşlar babası biriniz yanıma takılın Konya’ya Bursa’ya gidelim demişler. Nerden ne alınır, nasıl gidilir iskandil etmişler. Hem ticaret hem ziyaret başlamışlar gidip gelmeye; bir defasında Bursa’ya gittiklerinde oğlu yanında, alacakları yerler belli, kadife havlu çeyiz… Ulu camide namazı kılalım piyasa’ya rahat çıkalım demişler. akşam dönülecek…
Namazdan çıkınca bakmışlar bir kalabalık, kenarda bir köşede, davul borazan çalgı hazır. Çalgıcılar giyinmişler. Meraklılar çevresinde bekliyorlar. Msallada cenaze namazı kılıyorlar. Sonra olan oluyor. Alayişle nümayişle cenazeyi alıp gidiyorlar. Ali Ağa heyecanlanıyor. Kalabalığın arasında elini kaldırıyor;
– Bizim ölümüzü dirimizi mübarek eyle. Cenazemizde çalgı çengi nasip etme Yarabbi sen bilirsin….
diye dua ediyor. Çevresindekiler diyorlar ki;
– Efendi bu adam Paşa ha. Paşaların cenazesi böyle kaldırılır. Korkma sen istesen de cenazen bando ile kaldırılmaz
Ali Ağa dinlemiyor;

– Siz öyle diyorsunuz amma çocukların aklı ermez. Gördüler ya, biz de çalgıcı tutalım deyveriler. Veya iyi olacak zannederler. Köyden kentten tanıdık çalgıcıları alır gelirler. Ben işimi sağlama bağlarım…

Mehmet Emin Kelekçi

Mehmet Emin Kelekçi 80 yazı yazmış

Yazı navigasyonu


Bir Cevap Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretli

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>