Babamın Hikayeleri: Top

untitled

1950’li yıllar. Gazeteler siyah beyaz, taşraya bir gün sonra gelir, resim ertesi gün çıkar. Pazar günü maçı için bekleriz de salı günü okur, gol resmini çarşamba günü görürüz.
Spor haberleri iç sahifelerde verilir. Var yok futbol. Başka branşların haberlerine ilgi azdır.. Haftada bir maç radyodan verilir. Henüz pilli elektronik radyo yok. Zaten elektrik belediye santralından gece bir kaç saat, pazar günü maçı için santral çalıştırılır. Biz maçı dinleriz. Belediye istek üzerine kamu hizmeti verir.
Bir heyecan; çocuklar, gençler mahallede, okulda, kahvede; memur, esnaf, büyükler dairede, çarşıda; herkes top peşinde… Ortaokul öğrencisi ne edip edip gazetelerin spor yazılarını takip ediyor. Spor gazetesi okuyor. Moda bu… Yorum yapıyoruz, tartışıyoruz. Yalan yanlış. Bir curcuna gidiyor.
İstanbul Profesyonel Lig; on takım, üç büyükler. İstanbulspor dördüncü, sonra Kasımpaşa, Beykoz, Vefa, Eyüp son sıralarda Adalet ve Beyoğlu Spor. Bir defasında Adalet üç büyüklerin ikisi ile berabere kalır, birini yener. Bir galibiyet daha alır. Gazeteler Radyo Spor Saati ve destan… Herkes Adalet’i konuşuyor…
Adalet’e bizden de bir katkı oldu. Mahallede sekiz arkadaş top alıp Küçük Adalet diye bir takım kurduk. Kırmızı beyaz on bir forma diktirmek için uğraştık. Sonra başka bir destan çıktı. Adaleti unuttuk.
Lise’ye başlayınca Vilayet merkezinde anladık ki spor başıboş değil; Devlet Sporu. Beden terbiyesi bölge, kapalı spor salonu, stadyum… Spora beden eğitimi öğretmenleri hakim; dar çevre ile sportif faaliyetleri organize ediyorlar. Sorumlu, oyuncu, hakem, müşahit, lisans zabtü rapt altında. Kadrolu hizmetliler halk partili, Vilayet tepede, kurallar katı…
Emmim rahmetli 1308 doğumlu, dokuz sene askerlik yapmış, yazıcı… Savaşı fesadı yokluğu görmüş yaşamış. Çile çekmiş. Şahit olduklarına çare bulamamaktan burnunun direği kırılıyor. Bir gün köşesinde gözlüğünü takmış Delail-i Hayrat okuyor. Biz beşiktaş fenerbahçe diyoruz. Dedi ki;
– Bir de top çıkardınız. Birileri İstanbul’da topa vuruyor. Siz burada birbirinizi kırıyorsunuz. Bunda hayra yarar bir şey yok. Aklınızı başınıza alın da vazgeçin.
Kısadan dönüverin demeye getirdi. Anlayamadık. Devam ettik.
Şimdi işte zamanla oyuncuyu, seyirciyi, amigoyu, çirkin tezahüratı, kavgayı, küfrü, döner bıçağını, dönen parayı, finansmanını gördük. Artık sporla ilgilenmiyoruz.
Takım tutmuyoruz da; ülke sporu da bu temeller üzerine oturdu. Kurumlarını kurdu. Entegrasyona girdi. Dünya ile bütünleşti. Çalışmalar ciddiyet içinde sürdürülüyor. Kimseye de ihtiyaçları yok.

Mehmet Emin Kelekçi

Mehmet Emin Kelekçi 80 yazı yazmış

Yazı navigasyonu


Bir Cevap Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretli

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>