Kavramsal Olarak Kriz

 

Kriz sözcüğü ilk olarak, Hipokrat tarafından, tıbbi bağlamda, ‘karar verme zamanı’ anlamındakullanılmıştır. Sözcük, etimolojik olarak ‘ölçüt’ terimine, -doğru karar vermek için başvurulanilkeye -bugün bizim onun için yerleştirmeye eğilimli olduğumuz ‘felaket’ ya da ‘afet’le ilişkilisözcükler ailesinden çok daha yakındır.

Ancak günümüzde, terim, daha çok, tehlike, belirsizlik ve kararsızlık durumu, şeylerin ne yönegittiğini bilmeme ve onları istenilen yöne itememe durumu olarak algılanmaktadır. Kriz zamanında güven en düşük cezir seviyesinde; belirsizlik ve çaresizlik hisleri ve eldeki zihinselve/veya maddi araçların yetersiz olduğu sezgisi ise en yüksek med seviyesinde olacaktır.

Jürgen Habermas’a göre, olayların normallik diye kabul edilegelen durumuna meydan okuduğuve rutin eylemlerin geçmişte alıştığımız sonuçları artık getirmediği durumuna kriz deriz. Ama, aslında ‘olağan’ın ne anlama geldiğini olağanüstü sayesinde anlıyoruz. Martin Heidegger’in ifadeettiği gibi, ancak bir şeyler ‘yanlış gittiğinde’ doğru ve uygun fikrini ortaya atar ve bu fikreyakından bakarız; ancak bir çekiç kırıldığında ve telaşla onun yerine koyacak bir şeyaradığımızda çekicin ‘özü’ hakkında, bir nesnenin çekiç olabilmesi için sahip olması gerekenözellikler hakkında soru sormaya başlarız.

Öte yandan, insanın her türlü dünyada oluş biçimi düşünümseldir; her zaman özetlemeyi veonarmayı gerektirir, özeleştiri olmadan uzun süre ayakta kalamaz. Hiç birimiz dünyayı yenidenkeşfetmeyiz ve sıfırdan başlamayız. Kuşkusuz, birbirini izleyen kuşakların lebenswelt’leri, yaşamdünyaları, dünyaya bakışları, farklıdır. Ama, tarihteki her anda bir çok kuşak birlikte yaşar,etkileşime girer, iletişim kurar. Sadece bu nedenle bile toplum daima ‘kritik bir durum’ içindedirve genelde bu oluşumu ‘kriz’ olarak ilk algılayanlar daha yaşlı kuşaklardır. Toplum, muhayyel birvarlık olduğu için, birbirine tercüme edilmeyen farklı biçimlerde tahayyül edilebilir.

Özetle denilebilir ki kriz, eğer bu kavramla alışılmış yol ve yordamların geçersizleşmesi ve bununsonucunda ortaya yola nasıl devam edileceği konusunda bir belirsizlik çıkması kastediliyorsa,insan toplumunun normal durumudur. Paradoksal bir biçimde toplumun kriz içinde olmasınınkritik bir yanı olmadığını söyleyebiliriz. ‘Kriz içinde olmak’ kendi kendini kurmanın (Castoriadis)ya da auto-poïsis’in (Luhmann), kendi kendini yeniden üretme ve yenilemenin olağan, belki dedüşünülebilecek tek yoludur ve toplumun hayatındaki her anı bir kendi kendini kurma, yenidenüretme ve yenileme anıdır.

Bu gün kriz denen şey, çelişkili yapıdaki güçlerin çatıştığı, geleceğin ortada olduğu ve hayatınyeni, ama önceden görülemeyen bir biçim almak üzere bulunduğu bir durum değildir yalnızca;öncelikle, içinde belirgin hiçbir şeklin katılaşıp uzun bir düre hayatta kalamayacağı bir durumdur.Başka bir deyişle kararsızlık durumu değil, karar vermenin imkansız olduğu durumdur. Bütün bukriz muhabbetlerinin altında titreşen korkular, uçağın sallanmaya başladığını hissetmeklekalmayıp, uçaklarındaki pilot kabininin boş olduğunu da keşfetmiş olan yolcuların duyduğu dehşete benzer. 

Çağdaş dünyanın korkutan özelliği şudur ki, eylemler ne kadar bilgiye dayalıysa, genel kaosa dao kadar katkıda bulunurlar. Anthony Giddens’in kullandığı yerinde terimle söylersek, imal edilmişbir belirsizliktir bizimkisi. Belirsizlik onardığımız bir şey değil, yarattığımız, hem de hep yenibaştan ve daha büyük miktarlarda yarattığımız, onu onarma çabalarımız sayesinde yarattığımızbir şeydir. Çünkü, dünya düzeni, dünyanın kenarındaki kaosun içinden beslenir; tıpkı dünyanın (evrenin) kendisine dönen ölülerinden beslenmesi gibi. Denge (düzen) ölüm demektir, kaos iseyaşam 2 çinde bulunduğumuz finansal ve giderek reel sektörü de etkileyen ekonomik krize yukarıdakigeniş açı ve felsefi perspektiften bakarsak fazla endişe duymaya gerek yok gibi görünüyor.

Çünkü bu sadece acısını şiddetle hissettiğimiz bir sempton.Ama işsiz kalmamakkoşuluyla.2001 krizi büyük ölçüde yerel özellikler taşıyordu.Bu kriz ise tamamen küresel ve biziyavaş yavaş etkilemeye başladı.Mutlaka sürekli olarak izlenmesi gerekiyor.

Bülent Gündoğmuş

Yöntem E-Monitör, Ekim, 2008 Kriz Özel Sayısı  

Not: Bu yazı ilk kez Nisan 2001’de yayımlanmıştır.Sadece son paragrafı ekledim.

(1) Bauman, Zygmunt, Siyaset Arayışı, Metis Yayınları, 2000

(2) Cramer, Friedrich, Kaos ve Düzen, Alan Yayıncılık, 1998

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir