Telefonun kısa tarihi, Nokia ve Iphone…

Telefonun kısa tarihinde 3. döneme girdik artık. Bu üçüncü nesil 3G ile karıştırılmamalı. ilk dönem telgraf sonrası dönemden mobil telefonlara kadar olan süreyi kapsamaktadır. Burada otomatik santral dönemine geçişi bir devrim olarak görmek istemez isek birinci dönemin çok uzun sürdüğünü söyleyebiliriz. 2. dönem ise mobil dönemdir. Mobil telefonlar ülkemize “Dancall” markası ile girmişse de bu dönemin yıldızı “Nokia”dır. Kendi ismini verdiği NMT sisteminin ömrü kısa sürse de Motorola’nın öncülüğünü yaptığı GSM sistemine de kısa sürede intibak ederek önce dönemin en hızlı büyüyen markası, ardından da en büyüğü oldu. Devamını Oku

İmtihan

Uzunca bir aradan sonra babamın yeni hikayesi çıktı. Doğrusu ben de dörtgözle bekliyordum ve bir solukta okuyuverdim. Yine 1950’li yıllar.. Belgesel tadında, siyah-beyaz bir anadolu hikayesi..

Hikaye burada.. Meraklılarına..

Yeni hikaye: “Çerçi” Okumak için tıklayınız…

TTNet Çarptı beni…

Eski güzel günlerde Smile ADSL abonesiydim.. Ayda 29 liramı kredi kartından çekerlerdi.. 2 yıl kullandım sanırım.. Hiç de kotamı dolduramadan.. E film, dizi filan indirmiyorum.. Yetiyordu. Smile’in hizmeti ile ilgili bir şikayetim de yoktu doğrusu. Ancak bir Doğan Grubu Şirketi olduğundan biraz endişeliydim. (Zira Doğan Grubu için bir projede çalışmıştım vaktiyle ve ne kadar agresif olduklarını bilirim.) Bu endişemde de haksız çıktım. Çok düzgün çalıştılar 2 yıl boyunca. Call center’ları başarılı, hizmet sorunsuz. Devamını Oku

Ben Hapisteyken!

Tunç Kılınç’ın Fikir Atölyesi Blogunda çok önemli bir konuya değinilmiş. Daha mahkemeye bile çıkmamış insanların senelerce hapis yatıyor olması benim gerçekten de hazım kapasitemin üzerinde bir konu..

Aynı durumda olan benim de arkadaşım var. Birbuçuk yıldır içeride tutuklu.. Hiç alakası olmayan bir davadan tutuklu.. (Bu da ergenekon değil) Basında sadece Ergenekoncular ile ilgili mağduriyetler dile getiriliyor ama maalesef mağduriyetler daha genel ve çok uzun bir süreden beri devam ediyor. Hukuksuzluk gelenekleşmiş ağır ceza mahkemelerinde..

Maalesef..

Devamını Oku

Proje Yönetimi 2.0

Herşeyin 2.0’ı olur da Proje Yönetiminin olmaz mı?
Özgür Alaz’ın populer bir sunumu olan “Proje Yönetimi 2.0” aşağıda alıntılandı. Uzun zamandır proje yönetimi ile ilgili bir yazmamış olduğumu farkettim. Bu sunum yeni bir başlangıç olabilir..
View more documents from Ozgur Alaz.

Anahtar Flashdisk: Datakey USB

datakeyfoto

Flashdisk’ler artık heryerde. Cebimize atarız. Sağda solda bırakıp kaybederiz.. Kimi boynuna asar, kimi de anahtarlığına.. Ancak sakil durur.. Yok mu bi çözüm.. Var.. Bir kaç ay önce bir tanıdıkta görmüştüm. Anahtar şeklinde flashdisk.. Cebit’ten almış. Ama anahtarların arasına takıldığında hiç de kaba durmuyor. Tamamen çelikten üretildiği için dayanıklı. Diğer anahtarlardan zarar görmüyor.

Şimdi bu ürünün ülkemizde de satışına başlandığını gördüm. Ürünün markası “datakey USB” başka markaları da var ama benim test ettiğim marka bu.. Çizilmeye, şoka, ezilmeye ve suya karşı dayanıklı olmasıyla diğerlerinden ayrılıyor. Yukarıdaki resimde bir Apple logosu görünüyor. Yanıltıcı olmasın, anahtarlıktaki logonun Datakey USB ile ilgisi yok.. Ama olsa da yakışırdı doğrusu.. Çünkü Apple ürünleri kadar şık ve kaliteli..

“Datakey USB” yazarak google’da aratabilirsiniz. Aşağıda linki de mevcut. Tavsiye ederim..

Kelepirfiyatına

Babamın Hikayeleri: Enfes Kebap

yeni hikaye aşağıdaki linkten okunabilir…

Babamın Hikayeleri: Enfes Kebap

bir hikaye daha var.. Onda dizgi aşamasında…

Babamın Hikayeleri: Papak

Babamın Hikayeleri, 2 hikaye daha..

2 yeni hikaye aşağıdaki linkten okunabilir…

Babamın Hikayeleri: Fıs fıs fıs

Babamın Hikayeleri: Mesele

2 hikaye daha var.. Onlar da dizgi aşamasında…

Babamın Hikayeleri: Papak

Babamın Hikayeleri: Enfes Kebap

Babamın Hikayeleri: Baklava

Aşağıdaki hikaye babaminhikayeleri.wordpress.com adresinden alıntılanmıştır.

…………………………………….

Adam lafçıbaşı. Denk konuşuyor da luzumsuz ayrıntı veriyor, uzatıyor. Kendisinin önemli bulduğu şeyin atlanmasına gönlü razı olmuyor. Konuşurken kendisinden geçiyor, soru sordurmuyor. Önce anlatayım istiyor. İllaki eksiksiz anlatacak; sözün tamamının sözümona eşeğe anlatıldığını bilmiyor. Üfürüyor…

Dinleyenler işte; onlar da kendilerinin bilmez yerine konulmasını istemiyorlar. Kaştan gözden anlayanlar var ya; onlar zaten dinlemiyorlar. Söylediği şeyin sonu başından belli…

Bir vesile ile mahalleli eş dost akraba beşi yedisi bir araya gelmeye görsün, dinletecek buldu ya; mutlaka bir vesile ile anlatacak… Meşhuru babasının ölümünü uzun uzun anlatması; “Bayıldı. Öksürük tuttu. Halsiz kaldı. Kaldırın dedi kaldırdık. Oturtun dedi oturttuk. Şöyle dedi böyle etti. Gözünü araladı. Kızlarını çağırdı ağladı.” der kırkbeş dakika bir saat bitirmezmiş. Usanmışlar.

Yine bir gün evinde on beş kadar akraba toplanmışlar. Lafçıbaşı da var. Baklava gelmiş. Ananevi düğün baklavası… Yerli sarı buğday unundan, ince elekle elerler. Hamuruna katkılar tabiidir tereyağı vs. Yufka açarlar. Evde temiz çarşaf serilen yerlere koca yufkaları sererler. Serilmedik yer kalmaz. Yufka kırıntısı nimet, çocuk çoluk çiğnemesin diye, evde tedbir alınır. Sonra kuruyan yufkalar tepsiye alınır. Tepsi bakır, derinliği dört parmak, kalın. Çapı bir buçuk metre, ağır… Yufka aralarına bir gün önce haber verdikleri manda sahiplerinden gelen kaymaklar konulur. Üzerine fıstık ve kırmızı nöbet şekeri… Mahalle fırınında pişirilir. Fırıncı hak almaz, bahşiş verirler… Şerbeti dökülür. Tellenir, süslenir, pullu örtülür. Araba ile düğün evine gönderilir…

Baklava oğlan evinde önce erkekler sofrasında sonra kadınlar sofrasında sırası gelince konulur kaldırılır. Herkes sofrada yiyebildiğini yer. Kalanı dilimli çörekler üstünde kapı kapı akrabaya komşuya dağıtılır. Bu düğün günü için çağrıdır.

Akşam yemek için toplanıldığında erkekler yer sofrasının çevresine oturular. Onüç ondört kişi ancak sığar. Ortaya çorba, pilavlı et gelir. Sünnetlenir. Sıra baklavaya gelince  güçlü kuvvetli iki kişi ancak sofraya koyabilir. Zaten onlar hazırdır. Baklavanın konulması önemli. Eğer sofradakiler; yardım edenlerin tepsiyi sofradakilerin üzerinden aşırıp koyabileceklerine kanaat etmezlerse biri ikisi kalkar yardım eder. Bir sakatlık çıkmasın. Baklavadan sonra bamya, sonra biber dolması, sütlaç, yaprak dolması ve hoşaf ortaya konur. Sulu bamyadan sonra randıman düşer. Sütlaç manda sütündendir. Sünnetlenir. Dolmalar konulur kaldırılır. Küsmesin diye alan olursa alır. Hoşafta dua edilir. İhtiyar genç ağzı yakışan dua ediverir. Gençlerden dua edip de namazda görünmeyenlerine “hoşaf hocası” denir.

Lafazanın akrabasının düğün yemeği… Çorba pilavlı et yenmiş. Kazasız baklava tepsisi ortaya konmuş. Herkes bir büyük başlasın da biz de başlayalım diye bakınıyor; sofradakilerden biri lafçıbaşı baklavadan yiyemesin diye:

– Emmi bilirsin baban rahmetliyi çok severdik. Kabri cennet olasıca, nasıl ölmüştü anlatsana.
demiş. Bizimkisi oralı olmamış; sadece:

– Yeğenim rahmetlinin eceli geldi o saat öldü…
demiş. Daha bir şey söylememiş. Sofrada büyükler var. Onlar başlayacak. Onların başlamasını beklememiş. Hemen baklavaya uzanmış, önündeki koca dilimi almış, afiyetle yemiş…