Yazılar

Babamın Hikayeleri: Gelemezsin

esans

Hadim Merneği bileniniz vardır. Toroslarda bir köy. 1960’lı yıllarda Konya’ya üç saat. Yazısı yaylası deresi var. Yazısı küçük. Arazi taş kaya mağara. Mernek’lilerin gözü dışarıda. Mevsiminde “Aydına gidiyoruz” diyorlar yurt sathına bir esans çantası ile çıkıyorlar. Sonra ne çıkarsa bahtına. Ya kış harçlığıyla dönüyorlar veya Karaman, Ereğli, Konya, Isparta v.s. de iş kuruyorlar. Yer kiralıyorlar. Otel, kahve işletiyorlar.

Köyde herkesin kulağı kirişte. Çoluk çocuk Aydının yeni haberleri peşindeler. Bir şekilde ulaşan esansçıların haberleri kulaktan kulağa dolaşıyor. Bunlardan birisi şöyle:

Merneklilerden şehirde hatırı sayılır iş kurmuş bir patron ile esansçılığa henüz başlamış bir genç İzmir’de karşılaşmışlar. Bayramlardan haberlerden birbirini tanıyorlar. Ooo dayı vay yeğen derken; köyden, köy muhtarından, aşağı dükkandan, Hoca’nın dükkanından, falanın babası filan ağadan, Aşağı Mernek köyünün muhtarının babasının odun taşıyan köylülere arka yıktırdığı türküden, yayla, havut, tomalak kızılkaya uzatmışlar. Patron:

– Yeğen sağol iyi oldu. Kordonda beş yıldızlı falan otelde kalıyorum. Oraya patronlar, mebuslar, turistler gelir. Sen gelemezsin. Ben gideyim… demiş. Genç cevap vermiş:

– Dayı sağol iyi oldu. Konak Tilkilik’te (İzmir’in Sirkeci’si) boş yıldızlı falan otelde kalıyorum. Oraya garipler, işçiler, berduşlar gelir. Sen de oraya gelemezsin demiş. Dayısı hak vermiş.

– Doğru söylüyorsun yeğen efendi demiş.

İhsan Kelekçi