Yazılar

Babamın Hikayeleri: Tazı

tazi

Güz günü. Dağ köyü. Köy odası. Köyde kahve yok. Ağır işler bitmiş. Nadasla ekinle uğraşıyorlar. Köylünün ekserisi odada oturuyorlar. Ağzı laf yapanlar anlatıyor. Ötekiler dinliyorlar. Oda dolu, hava güzel, kapı açık…
Köylüler konuşmakta iken bir yabancı paldır küldür giriyor. Selam sabah yok. Baş köşelerden birindeki falanca köylüyü kaldırıp yerine oturuyor.
– Ben nahıyalıyım..
diyor. Nahiyeliymiş herhalde. Nahiye köye iki saat, üçyüz hane, pazar kurulur haftanın salı günü, jandarma var, nahiye müdürü var.. Nihayet köy işte..
Nahiyeli olsun bir selam verse.. Köy yeri burası. Hemen selamı alırlar. Kalkarlar, yer gösterirler. Oturturlar… Merhaba merhaba, herkes tek tek hatır sorarlar. Şimdi damdan düşme geldi. Yabancı, tanımıyorlar. Nahiyeliyim diyor. Nahiyeli olsun.. Kimse merhaba faslına girmemiş. Sukut hakim. Herkes birbirinin yüzüne bakıyor. Gergin ortam. Bekliyorlar.
Köylük yer. Herkesin horozu tavuğu kazı ördeği köpeği kedisi dışarıda. Sakin sakin dolaşıyorlar. Bu arada deli oğlan dedikleri av meraklısı birinin tazısı içeriye bakıvermiş. Gençlerden biri hemen bağırmış:
– Len Dellan (Delioğlan) ın tazısı, sen de nahıyalıysan gel Ali emminin oturduğu baş köşeye de sen otur… Ne bakıyon…
demiş. Köylüler de ferahlamışlar..